Ayca's profileCrescentPhotosBlogLists Tools Help
Photo 1 of 2
No list items have been added yet.

Crescent

October 14

Birtanecik Bıcır'ıma son veda

BICIR1
Birtanecik Bıcır'ıma son veda
Bir sonbahar sabahıydı bundan tam onbeş yıl önce ailemize katılman.İlk geldiğinde ne kadarda yaramaz bir tekirdin ama güzelliğinle herkesi hayran bırakmıştın kendine.
Beraber büyüdük beraber yaşlandık tam onbeş yıl boyunca herzaman benim yanımda bir dost, bir tebessüm, bir sevgi oldun.
Seninle herşeyimi paylaşıp herşeyimi konuşurdum usul  usul dinlerdin beni mırlarken.Bizi yastıktan atar kendin yatardın hiç ayrılmazdın yanımızdan hernekadar sevilmekten çok hoşlanmasanda üstümüze oturmaya bayılırdın.Öyle bir boşluk var ki şimdi...Ben uyanmadan uyanmazdın sabahları, benimle beraber kalkıp takip ederdin şimdiden o kadar özledim ki sesini.
Ömrümün yarısını tam yarısını paylaştım seninle ... Seni tanıdığıma, seni hayatıma aldığıma  ve sonuna dek seninle olduğum için o kadar mutluyum ki...
Bugün sabah son nefesini verene kadar sana birşey olucağına inanamıyordum ama hastaydın sabah benimle kalkıp yüzüme anlamlı anlamlı bakana kadar bende anlamamıştım olucakları...
Yalnız gitmedin oralara giderken içimden bir parça götürdün ve kendinden bir parça bıraktın bende,
seni hiç bi zaman unutmayacağız birtaneciğim...
Sen kalbimizin en derin köşesinde kalıcaksın herzaman. Seni çok sevdik hepde seveceğiz...
askim
May 31

Dünya Yalnız Bizim Değil...

ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANI SN: Mustafa SARIGÜL önderliğinde yapılacak “4 Haziran 2006  Pazar günü saat 11:00 da ŞİŞLİ CAMİİ önünden başlayıp TAKSİM Atatürk Anıtında bitecek DOGADA YASAYAN TUM CANLILARA SEVGİ VE SAYGI -İTLAFA HAYIR...yürüyüşünde sizleri , tecavüze uğrayan, itlaf edilen, işkence görüp melek olan sokak hayvanlarımızın ruhuna saygı için, onlara olanların unutulmaması ve tekrarlanmaması için TEK YÜREK OLMAYA Davet ediyoruz....Herkes katılabilsin diye pazar günü...Lütfen hayvanlarımıza olan sevginiz için 2 saatinizi ayırın...

April 27

İnsan maskeleri altındakiler...

Hayvanseverleri çıldırtan öneri

Ayten SERİN
 
 
Türkiye Polis Dergisi’nde yayınlanan ’İtler ürüyor, hayvanseverler yürüyor’ yazısı hayvanseverleri çılgına çevirdi. Yazıda, sokak köpeklerinden kurtulmak için acısız yöntemle itlaf edilmeleri gerektiği belirtiliyor. "Uzakdoğu’ya gıda maddesi olarak satılması da çok akılcı bir çözüm" deniliyor.

TÜRKİYE Polis Dergisi’nin nisan sayısında yayınlanan ’İtler ürüyor, hayvanseverler yürüyor’ yazısı, havyanseverlerden büyük tepki aldı. Yazıda sokak köpekleri sorunundan kurtulmak için tek çözümün acısız yöntemle itlaf olduğu, sahipsiz köpeklerin Uzakdoğu’ya gıda maddesi olarak satılmasının ’akılcı bir çözüm’ olduğu söyleniyor. Ankara’da 12 Nisan’da yapılan hayvan hakları yürüyüşü için "Yaşanan soruna hiçbir kalıcı çözüm üretmeyen bu hayvanseverler, şimdi de Hayvan Hakları Yasası için Ankara’da yürüdüler... Sevinmeyin yine bir çözümleri yok" deniyor.

Türkiye Polis Emeklileri Sosyal Yardım Derneği’nin 1953’ten beri yayınlandığı dergideki Mehmet Erdur imzalı yazıda, sokak köpeklerinin İstanbul’da kent ahalisine "İllallah dedirttiği" belirtiliyor. Abdülhamit döneminde başıboş köpeklerin toplanarak Hayırsızada’ya terk edildiği yazılarak şöyle devam ediliyor: /_newsimages/1436175.jpg

ACISIZ İTLAF

"Kuşkusuz kimse bugünün belediyelerinden böylesine insafsız bir çözüm beklemiyor ama tek bir gerçek var ki o da nüfus artışının acilen kontrol altına alınması gerektiği. Ancak bunun yolu hayvanseverlerin önerdiği gibi kısırlaştırma değil. Çünkü kısırlaştırma işlemi hem çok yavaş hem de oldukça maliyetli bir yöntem. Bakması için her aileye zorunlu olarak bir köpek verilemeyeceğine göre, geriye tek bir çözüm kalıyor; o da acısız yöntemle itlaf... Belediyeler bu çözüme çoktan razı. Ne var ki hayvanseverleri bu yönteme ikna etmek mümkün olmuyor. Onlar başıboş hayvanları barınaklarda toplu halde hapse mahkum etmeyi tercih ediyorlar."

İTLER MEMNUN

Hayvanları koruma kuruluşları arasında yaşanan çekişmelere de yer verilen yazıda, "Sonuçta hayvanseverlerin arasındaki ’it dalaşı’ndan en çok en çok İstanbul’un sokaklarındaki itler memnun. Canları istediği gibi yaşıyorlar. Her yere girip çıkıyorlar, istediklerine havlıyor beğenmediklerini ısırıyorlar" deniliyor.

Bağırsak bizi çağırırlar mı

Ahmet Kemal Şenpolat: (İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı) Bizi ’sözde hayvansever’ olarak görmüşler. Oysa yasa değişikliği önerisini sunduk. Biz bağırıp çağırmıyoruz çözüm üretiyoruz, öyle olmasa İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu bizi bizzat davet edip dinler miydi?

Emniyet’e hiç yakışmadı

Nesrin Çıtırık: (Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güçbirliği Platformu Sözcüsü) Yazının Emniyet mensuplarına yakışmayacak bir üslup taşıması bizi üzdü. Hayvanların yaşam haklarının uygarlığın en önemli göstergesi olduğu günümüzde bu yaklaşımı insani bulmuyoruz. Köpeklerin zehirlenmesi teşvik ediliyor.

12 Mayıs’ta biz bekliyoruz

Jale Güven Kök: (Barınak Gönüllüleri Derneği Başkanı) Ankara’da 12 Nisan’da yapılan ’Katilim Kim?’ protestosuna, Türkiye ve yurtdışından 80 sivil toplum örgütü katıldı. Son derece öfke dolu ifadeler içeren bu yazının altına imzasını atan Mehmet Erdur’u, 12 Mayıs’ta Ankara’da ’Yaşamak İstiyorum’ adlı bir protestomuza, davet etmek isterim.

Onlar sözde hayvansever

Suat Demirci: (Türkiye Polis Dergisi ve Türkiye Polis Emeklileri Derneği Genel Koordinatörü) Ben hayvanları çok severim 11 yıldır köpeğim var, kaplumbağam var. Sözde hayvanseverler tartışma yaratıyorlar ama sonuç yok. Biz belediyeler ilgilensin diye yazdık. Köpekle it bence aynı. Ben ne hayvanı, ne o cümleyi aşağı olarak görüyorum.
Hürriyet Gazetesi
April 12

Ankara 'Bu vahsete son verin!' haykirislari ile cinladi...

[Sesonline] ANKARA– Son günlerde yaşanan sokak hayvanlarına yönelik katliamları protesto eden hayvan korumacılar ve hayvan hakları savunucuları, “5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu balondur” diyerek, üzerinde 5199 yazan balonları havaya bıraktılar. Ankara Tandoğan Meydanı’nda bir araya gelen hayvan korumacılar ve hayvan hakları savunucuları , ‘Duymayan Kalmasın’ yazılı pankartın altında yaptıkları basın açıklamasında, “bugün dünyaya gelmekten başka ‘kabahat’i olmayan ve Türkiye genelinde vahşice öldürülen, tecavüze uğrayan hayvanlar için buradayız.” dediler.

Aralarında, Anhayko, Ankapati, Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO), HAYTAP, Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD), Eskişehir HKD, Sorgun Platformu, Barınak Gönüllüleri Derneği, Ankara Veteriner Hekimler Odası, Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği, Yaşam Hakkına Saygı Platformu, Yeşiller, Almanya Bağımsız Hayvan Hakları Birliği, Almanya PETA gibi çok sayıda örgüt ve platformun katıldığı
"İtlaflara, hayvanlara yönelik baskı ve eziyetlere" karşı "Katillerimiz Kim?" konulu miting 12 Nisan Çarşamba günü saat:13.00'de Ankara Tandoğan Meydanı'nda gerçekleşti.
Miting öncesi gerçekleştirilen programda, Ankara Hayvanları Koruma Platformu temsilcileri ve katılımcı kuruluşların yetkilileri CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ANAP Genel Başkan Yardımcısı Hatay Milletvekili Zübeyir Amber ve CHP Grup Başkan vekili İzmir milletvekili Kemal Anadol ile görüştü. Ardından heyet, Ankara Valisi Kemal Onat'la bir toplantı gerçekleştirdi ve itlafların durdurulması, hayvanların yaşam haklarına saygı gösterilmesi talep edildi. Bu toplantının ardından heyet, Anıtkabir'i ziyaret etti. Anıtkabir ziyaretinin ardından da Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu yetkilisi Mrs. Ulrike Hauer ile bir görüşme yapıldı.

Hayvan korumacılar, Ankara’da düzenledikleri etkinlikte, sokak hayvanlarına son günlerde yapılan saldırıları protesto ettiler. Hayvanseverler, öldürülen köpeklerin fotoğrafları ile birlikte “Katilim kim?”, "Dünya Yalnız Bizim Değil",“Hangimiz hayvan”, “Bu vahşete son verin”, “Yaşamak istiyoruz” şeklinde pankartlar taşıdılar. Öldürülen köpeklerin fotoğrafını ve “Bize yazık oldu, sizlere de yazıklar olsun”, “Katilim Kim?”, “Hangimiz Hayvan?”, “Yaşamak İstiyoruz” ve “Bu vahşete son verin” pankartlarını taşıyan eylemcilerden biri ise, ‘Böyle yaşamak ister miydiniz?’ yazılı tel bir kafesin içinde oturdu. Sokak hayvanları katliamlarının Avrupa Birliği müzakere sürecinde Türkiye için utanç kaynağı olduğunu söyleyen eylemciler, 5199 sayılı kanun iki yıldır yürürlükte olmasına karşın uygulanmadığını belirterek şunları kaydettiler:
“Hala sokak hayvanları iç organları parçalanana kadar tecavüze uğruyor, işkencelerle öldürülüyorlar. Suçlular yakalanmıyor, aramızda rahatça dolaşıyorlar. Belediyeler, sokak hayvanı nüfusunun öldürerek değil, kısırlaştırılarak kontrole alınacağını ne zaman kabul edecekler? Toplu soykırımlar ne zaman sona erecek?”

Çok sayıda hayvan korumacı ve hayvan hakları savunucusunun yer aldığı eyleme CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve sinema sanatçısı Sibel Kekilli de destek verdi. Ateş, “Biz CHP olarak hayvan haklarıyla ilgili önerge verdik. 1993’te Sivas’ta insan yakan zihniyet şimdi de hayvanları yakıyor, katlediyor, sorun zihniyet sorunudur” dedi. Kekilli ise, “Dünyanın her yerinde hayvan hakları ihlali var. Ancak Türkiye’de son dönemde yaşananlar barbarca. Ama bugün yalnız olmadığımızı gördüm, gelecekten umutluyum” dedi.
Eylemciler mitingin ardından, Tandoğan Meydanı’ndan Anıtkabir’e kadar yürüdü ve burada ‘Anıtkabir Özel Defteri’ne etkinlik amaçlarını dile getiren bir de mesaj yazdılar..
Sessizce dağılan grup 26 Nisan’da yine eylem yapacaklarını bildirdi.

KEKİLLİ AFİŞ İÇİN POZ VERDİ

Fatih Akın’ın yönettiği ve Berlin Film Festivali’nde "Altın Ayı Ödülü"nü alan "Duvara Karşı" filminin baş oyuncusu Sibel Kekilli, Merkezi ABD'de bulunan 1 milyon üyeli PETA ( People for the Ethical Treatment of Animals / Hayvanlara Etik Davranış İçin Mücadele Edenler Birliği ) örgütününün Almanya temsilciliğiyle birlikte Ankara'ya geldi ve mitinge katıldı. Kekilli "Türkiye’deki sahipsiz köpeklere bu derecede vahşice davranıldığına inanamıyorum. Yaşananlar kamuoyuna derhal aktarılmalı ve yetkililer harekete geçerek önlem almalı. Bu nedenle Türkiye’deki hayvanları koruma örgütleriyle ve PETA ile birlikte hareket ediyorum" dedi. Kendi de köpek sahibi olan Sibel Kekilli, köpek doğumlarının kontrol altına alınması için başlatılan kampanyayı hazırlanan afişle temsil edecek. "Her yaşam mutlu sonla bitmez" sloganı ile yola çıkan sanatçı burada her yıl sayısız sokak hayvanının açlıktan öldüğüne, dövüldüğüne ve zehirlendiğine dikkat çekiyor. Kekilli, afiş için Berlinli fotoğrafçı Nela König’e poz verdi.

HAK MÜCADELELERİ BİR BÜTÜNDÜR
Mitingi düzenleyen kuruluşlar adına yapılan açıklamada şöyle denildi: "Sokak hayvanlarına iç organları parçalanıncaya kadar tecavüz edilen bir ülkede yaşamak sizi yaralamıyor mu?.. Gecenin karanlığında birileri kanlı ellerini, dünyaya gelmekten başka hiçbir suçu olmayan masum hayvanlara uzatıyor ve bu yaptıkları yanlarına kâr kalıyor... Hayvanlar, saatlerce can çekişerek, tüm vücudu acılar içinde titreyerek can veriyorlar. Ödediğimiz vergilerle bu soykırım için zehir alınıyor… Buna isyan ediyoruz!.. 5199 sayılı yasanın "suç" saydığı eylemler rahatlıkla uygulanıyor. Bu canlıların katilleri kim?.. "
Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO) adlı hayvan koruma örgütünün sözcüsü Nesrin Çıtırık da yaptığı yaptığı açıklamada; "Kapkaççılar ortalıkta dolaşıyor. Yakalanıyor ve serbest bırakılıyor. Kimse bunlardan korkmuyor, ama sokakta kendi halinde giden köpekler derhal yakalanıyor ve ölüme mahkûm ediliyor. Çünkü insanlar bunlardan "korkuyor" deniyor. Bu ne yaman çelişkidir..." dedi.
Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD) sözcüsü, Birgün gazetesi yazarı Yalçın Ergündoğan da mitingle ilgili yaptığı açıklamada;
"Tüm canlıların yaşamı birbirine o kadar bağımlı ki. Birinin varlığı diğerinin varlığının ve yaşamının garantisi… Peki ama, en akıllı, en bilgili, en zeki olduğunu iddia eden insan, neden bu bilinçte değil? Neden, ekolojik dengeyi bozucu adımlar atıyor her zaman? Bir hayvan türü olan insanın, aklı, zekâsı, bilgisi, diğer türler üzerine baskı ve tahakküm kurmasına, yok etmesine neden engel olamıyor? Yoksa insan türü sanıldığı kadar sosyal ve akıllı değil mi?" dedi. Ergündoğan açıklamasını şöyle sürdürdü: " Bu bağlamda düşünüldüğünde, hak mücadelelerinin bir bütün olarak görülmesi ve bilince çıkması da gerekmez miydi?.. “Önce İnsan” yaklaşımı da, yerini çoktaaan “Tüm Canlılar” yaklaşımına bırakmış olmalıydı. Kendilerini savunacak “avukatları”, çıkarlarını koruyacak “sendikaları”, hükümetler üzerinde baskı kurabilecek “oy hakları” olmayan hayvanlar üzerinde yürütülen en ağır baskı, zulüm ve sömürünün önüne nasıl geçilebilecek? Türkiye’de hak ve özgürlük mücadelesi veren siyasal akım ve güçlerin bu yönde kafa yormamaları büyük bir eksiklik ve “ayıp” değil mi? “Türcülüğü” reddeden, tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyan, baskıya, sömürüye karşı çıkan herkesi hak mücadelelerini bir bütün olarak görmeye ve hayvan hakları için de mücadele etmeye çağırıyorum..."

THE GUARDİAN'DA MAKALE
Başkent Ankara’da onlarca köpeğin bir çöplükte ölü bulunması, yavru köpeklerin torbalara doldurulup öldürülmesi ve tecavüz edilmesinin yankıları yabancı basında sürüyor. Türkiye’de başta Çevre ve Orman Bakanlığı ve çevre ile ilgili resmi kuruluşlar hayvan katliamıyla ilgili sessizliklerini korurken İngiliz The Guardian Gazetesi’nin köşe yazarlarından Alexander Chancellor da olaya tepki gösterdi. Yazar, "önceleri Ankara’nın bir AB şehri gibi olduğunu sandığını, ancak köpek katliamı haberinin fikrini değiştirmesinden korktuğunu" ifade etti.
Chancellor, Ankara hakkındaki bu görüşlerine rağmen ertesi gün uçakta kendisine verilen Daily Telegraph Gazetesi’ni okuduktan sonra görüşlerinin değişmesinden korktuğunu söyledi. Chancellor, okuduğu gazetede
"İslami belediyelerin, İslami kaygılardan dolayı köpekleri torbalara doldurup öldürdüğü"nün yazıldığını aktardı. Yazar, Ankara’daki köpek katliamı haberinde "Müslümanların pis olduğuna inandıkları köpekleri öldürdüğünün belirtildiğini" de ekledi. Belediye görevlilerinin pis olduklarına inandıkları köpeklere işkence ettiğinin ve öldürdüğünün yazılı olduğunu ifade eden Chancellor, bu olayın kendisinde Türkiye’nin AB üyeliğine hazır olup olmadığını sorgulamasına neden olduğunu söyledi. Chancellor ayrıca "Pis olarak nitelendirdiğin köpekleri, neden cinsel olarak istismar etmek istersin ki?" diye sordu. Chancellor, İslamiyet inancına göre hayvanların da Allah tarafından yaratıldığı için saygı duyulması gereken varlıklar olduğunu hatırlattı. Yazıda, Türkiye’nin Avrupalılaşması için büyük çaba harcayan Mustafa Kemal Atatürk için de "muhteşem lider" ifadesi kullanıldı.
April 10

Benim Katilim Kim????????

 
BENİM KATİLİM KİM?  
  Vicdan sahiplerine çağrımızdır!
  
Acı haberler vermek hoş değil biliyoruz....
  
Ama yine de hatırlatmak zorundayız;;
  
Vahşileşiyoruz.......
  
Sokak hayvanlarına, iç organları parçalanıncaya kadar tecavüz edilen bir ülkede yaşamak sizi yaralamıyor mu? Anneler,yavrularının gözü önünde canlı canlı toprağa gömülüyor...Barınaklar da açlığa,hastalığa, eziyete ve ölüme terk ediliyorlar...
  
Gecenin karanlığında birileri kanlı ellerini, dünyaya gelmekten başka hiçbir suçu olmayan masum hayvanlara uzatıyor...Bütün bu haksızlık ve işlenen suçlar katillerin(!) yanına kar kalıyor...
   
   İTLAFA VE ZULME HAYIR! Demek için;
  
Yurdun her köşesinden ve yurtdışından, doğa ve hayvan korumacıları tek vücut, tek ses olacak!!!
  
Siz de bizimle olun!
  
 
  
Buluşma Yeri:        Ankara Tandoğan Meydanı
 
Protesto Sekli: Herkes “siyah” renkli giysi giyecek ve eylem için getirilen turuncu renkli atkilar ve rozetlerden takacak. 
  
Slogan atilmayacak, yuruyus yapilmayacak, gurultu, ses, bagiris cagiris olmayacak.
  
Tarih:                     12 nisan 2006 Çarşamba
  
Saat:                      13.00
 
Anıtkabir Ziyareti: 14.00
March 23

Defne Samyeli'nden

Defne Samyeli
Suça ortak olmayı mı seçiyorsunuz? (ANALİZ)

Yeter artık!
Büyük bir suç işleniyor...
Sadece suç değil, büyük bir günah...
'Önemli olan insan hayatı' deyip, sanki hayvanları korumak, onlar adına konuşmak insan düşmanlığıymış gibi göstermeye, 'Bana dokunmayan bin yaşasın' mantığıyla gözümüzü kulağımızı kapatmaya daha ne kadar devam edeceğiz?
Türkiye'nin her bir yanında, belediyeler her gün cinayet işliyor! Kanuna göre 'hayvan barınağı' kurmak zorunda olan bu belediyeler, sözde barınaklarında bu dünyada maalesef Türkiye toprakları üzerinde doğmuş olmaktan başka bir suçu olmayan hayvanlara akıl almaz işkenceler etmekte, hatta sırf keyif için onları katletmektedirler.
En son şu Mamak'ta yaşanan rezaleti hiçbir zaman unutmamalı, unutturmamalıyız..
***
Ankara Mamak çöplüğüne belediyeler tarafından atılmış yüzlerce köpekÖBir kısmı toplanırken öldürülmüş, bir kısmı canlı canlı atılmış. Yavrular diri diri poşete konularak boğulmuş... Canlı olanlara, iç organları parçalanıncaya kadar tecavüz edilmiş...
Görüntüleri var...
İçi kaldırabilen bakmış, görmüştür...
5199 sayılı bir yasaya göre sayın okurlar, belediyeler hayvanları korumak, İçişleri Bakanlığı da bu anlamda onları denetlemekle yükümlü.
Devlet kurumları, bu kanunla resmen dalga geçiyor...
Neden?
Çünkü onu bir türlü içselleştiremediler de ondan. Dostlar alışverişte görsün diye, AB istedi diye hayvanları korur-muş gibi yapıyorlar.
Haydi korumalarından geçtik; bari şu katliama bir dur deseler...
Günler geçti, Mamak'la ilgili ne adamakıllı bir soruşturma açıldı, ne bir sorumlu ortaya çıkarıldı...
***
Hayvana 'iç organları parçalanıncaya kadar tecavüz edebilen', yavruları boğabilen adamlar, belediyede çalışıyor...
Aramızda yaşıyor...
Bizlerle aynı bakkaldan ekmek alıyor...
Ben soruşturulsun ve bulunsun istiyorum, kim bu sapık katiller?
Ama, yetkili kurumlardan, siyasetçilerden, muhalefetten 'tık' yok....
Öyle ya, Türkiye'nin bir sürü gerçek(!) sorunu var...
Merak ediyorum, şu siyasetçilerden hiç biri mi görmüyor, olanı biteni farketmiyor, izlediğinde gözünden bir damla yaş akmıyor diye..
Çünkü sorsanız, hepsi evinde mutlaka bir hayvan besleriyordur...
***
Daha geçenlerde - DOHAYKO ve HAYTAP'ın ortaklaşa bastırıp gönderdiği etkileyici broşürlerde yer alan bilgiye göre- İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Büyükada hayvan barınağına 'uygundur' raporu vermiş...
Broşürü gönderenler, Büyükada Hayvan Barınağı'ndan fotoğraflarını tokat atar gibi basmışlar kuşe kağıda... Tarif etmeyeyim dilerseniz... Ancak şunu söyleyebilirim ki en zalim insan bile bir köpeğin bu kadar zulüm görmesi karşısında sessiz kalamaz. Sonuç: devletin resmi kurumu, gerçekdışı bir rapor veriyor!
Hayvanseverler, bir zabıta tarafından üzerine nişan alınmış, korku içinde vurulmayı bekleyen bir köpeğin olayından hareketle soruyor:
'Devleti soymadı; hırsızlık yapmadı; kapkaç yaparak kadınları yerlerde sürüklemedi; çocuklara tecavüz etmedi; düğünde keyif için silah sıkıp adam öldürmedi; gıdalarımıza zehirli katkı maddeleri koyup bizi içten içe öldürmedi... Peki o zaman, niye ahlaksızca ve insafsızca öldürülüyor, çöp arabasına atılıyor?' diye....
***
Ben biliyorum...
Bakın...
'Kötü'ler, 'cani'ler, 'sapık'lar yalnız belediyelerde istihdam edilmiyor...
Onlar her yerde...
Onlar içimizde...
Bir başka broşür...
'Hayvanlar niye korunmaya muhtaç?' sorusuyla başlayan metin, kanıt fotoğraflarla devam ediyor...
Fotoğraf 1-) Çocuklar yavru bir köpeğin boynunu telle iyice sıkıp, onu boğup, sokağa atmışlar... Oyun olsun diye...
Fotoğraf 2-) İşkenceye maruz kalan, kuyruğu kesilen bir köpek...
Fotoğraf 3-) Köpek dövüşçüleri tarafından sopayla felç edilen, antrenman olsun diye dövüşçü pittbulların önüne atılan bir başka köpek...
İçimizden birileri, bu olanlarda aktör... Onlar, onların çocukları, canlı hayatını hiçe sayıyor, sokak hayvanlarını sapık ve sadist emellerini gerçek kılacak enstrümanlar olarak görüyorlar. Aynı insanlar, zaten bir başka olayda karşımıza ya karısını deşen, ya çocuğunu öldüren, ya üç kuruş için arkadaşını boğazlayan ya da komşusunun 14 yaşındaki kızına tecavüz eden birileri olarak çıkıyorlar...
İçimizden birileri, sokakta hayvan görmek istemiyor... 'Kutsal olan, insan hayatı' diyor.. Niye? Köpeklerin böyle bir şiddete maruz bırakılmalarını haklı çıkaracak ne bir din, ne de bir inanç sistemi var. Kaldı ki hayvan hayatına saygı duyanlar, 'Önce hayvan! Önce hayvan!' mı diyor? Hayvanseverler, hayvanlara da 'çağdaşça' yaklaşılmasını, sorunlarının mağara adamı gibi balyozla değil, bugüne yakışacağı şekilde 'akılla' çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
İçimizden birileriyse, bu olanları doğal ve hatta normal karşılıyor.. Efendim, doğuda hayvana tecavüz çok yaygınmış... Efendim bunlar çoğala çoğala bizi mi yesinmiş... Efendim böyle kendini bilmezler varmış ama onlara karşı ne yapılsınmış....
İşte en tehlikelisi, bu son grup...
***
Çünkü sevgili okurlar, bu 'vurdumduymaz' bu 'benden sonrası tufan'cılar, sadece hayvana mayvana değil, etraflarında kendilerini direkt olarak ilgilendirmeyen diğer sorunlara da bu kadar duyarsız yaklaşıyorlar... Bu gibilerden oluşmuş toplumlarda demokrasi bırakın gelişmeyi, yeşeremez bile. Zira bunlardan oluşmuş toplum, demokrasi için en önemli yetenekten, sorgulama yeteneğinden tamamen yoksundur.
Hiç olmazsa bu nedenle...
Gelin artık bir şeyler yapalım...
En azından şu son Mamak rezaletine tepkimizi ortaya koyalım...
Koyalım ki bu vahşetin üzerini de kapatıp, sapıkları, katilleri serbestçe normal insanların arasına bırakamasınlar... Gazeteleri, televizyonları arayalım... Olayı takip edelim... Başbakanlığa başvuralım.. Mektup yazalım.. Faks çekelim...
Bilelim ki bu manyaklar, -bırakın başka köpeği- yarın bir gün sizin, benim, çoluğunuzun çocuğunuzun namusuna, malına, canına zarar verme potansiyeli büyük olan kişiler...
Ben değil, uzmanlar diyor... Aklın yolu da bir zaten... Bir köpeğe onu öldürünceye kadar tecavüz edebilen birisinden, -belediye görevlisi olsun ya da olmasın-, etrafındaki kadına kıza 'normal' bir gözle bakmasını bekleyebilir misiniz Allahaşkınıza?

March 09

Kedilerin Mucizesi

Sanırım doğada kendisine bakmayan tek canlı türü, insanlar. Sanki bize, sınırsız sağlık verilmiş gibi davranıyoruz, öyle ya en akılıi biziz! Doğaya hükmediyoruz, kolay değil! Oysa evimizdeki tekir kedi saatlerce kendisini sevebiliyor, yine bu tekir kedi çıkardığı mırlama sesiyle, kendi kendini iyileştirmeyi becerebiliyor. Nasıl mı?
Geçenlerde Bioakustik ile ilgili çok ilginç bir makale okudum. Bioakustik kısaca; doğada bulunan canlıların seslerini dinleyip frekanslarını belirleyen, çıkarılan seslerin, beden hareketleriyle olan bağlantısını ve canlıların birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu araştıran bir bilim dalı. Bu makale Bioakustikci Dr Elizabeth Von Muggenthaler'in, kedigiller üzerine yaptığı ilginç bir araştırma üzerineydi.
Dr Elizabeth'in hipotezine göre; evimizdeki kediden, vahşi kedi ailesinin diğer üyelerine kadar kedigiller, kendi kendini mırlama sesiyle iyileştirmeyi biliyor ve hatta istersek bizi dahi iyileştirebilir. Nasıl mi? Yanıbaşımızda yatmalarına ve mırlamalarına izin vererek tabii ki.
Bu keşfin ortaya çıkış hikayesi gerçekten çok ilginç; Dr Elizabeth, çalıştığı araştırma merkezinde vahşi kedilerin kafeslerinin önünden geçerken, bu kedilerin mayışmış bir şekilde derinden mırladıklarını duyuyor. Ofisine geldiğinde hala bu mırlamaları düşünürken Dr Elizabeth'in aklına, daha önce National Geographic* dergisinde okuduğu ilginç bir araştırma geliyor; bu araştırmada, tavukları belli frekansta titresen bir platforma, 20 dakikalığına koymuşlar ve tavukların kemikleri bu süre zarfında inanılmaz bir şekilde büyümüş. İki ayrı olayla bağlantıyı kuran Dr Elizabeth, bu araştırmayı yapan bilim adamını arıyor ve araştırmada kullandıkları ilgili frekansların ne olduğunu soruyor.
Aldığı yanıt, bu frekansların 20- 90 Hz arasında olduğudur ve verilere göre kemik büyümesinde en etkili olan frekanslar 25-50 Hz arasında olanlardır. Dr Elizabeth, ertesi gün mikrofonu, sanatçı doktor, tekir ev kedisine tutuyor ve mırlamasını bilgisayara kaydediyor. Bu kaydın sonuçlarına baktığında temel frekansın 25 Hz olduğunu ve harmonim yapısının ise 50-75... diye yükseldiğini buluyor. Bunun üzerine çevresinde bulduğu her kedinin mırlamasını kaydetmeye başlıyor. Kedigiller ailesinden çeşitli vahşi türler üzerinde yaptığı kayıtlar sonucunda; mırlama frekanslarının 20-140 Z arasında olduğunu, ev kedilerimizin ise ortalama 20-50 Hz arasında mırladığını buluyor.
Kedinin mırlamasında bulunan bu frekansların, kemikleri iyileştirme ve büyütmedeki gücü çeşitli** bilim çevrelerince bir suredir araştırılmakta ve dergilerde yayınlanmaktadır. Dr Elizabeth bu verilerle, kendi verilerini ve kediler hakkında yapılmış tüm araştırmaları birleştirdiğinde hipotezini dünyaya sunuyor. Kedigiller 20-50 Hz frekanslarındaki mırlamalarıyla kendilerini iyileştirebilme özelliğine sahip ve en önemlisi bu mırlama insanlarında kemik ve kas hastalıklarının daha çabuk iyileşmesine yardımcı olabilir. Bu hipotez birçok çevreden destek görmüş; özellikle de veterinerlerden.*** Kedinin birçok kemik hastalığına hiç derecede yakalanmadığı da veterinerlerce uzun yıllardır biliniyor. Öyle ki ünlü bir veterinerlik deyişi dahi var ve bu halen okullarda öğretilmektedir;
"Bir kediyi kırılmış kemiklerle bir odaya kapatın, bir süre sonra kemikler iyileşecektir."
Bu frekansların iyileştirme gücü olduğu şimdilik bilim dünyasında bir hipotez olarak konuşulsa da, Dr Elizabeth; "Kedilerinizle uyumanızda hiç bir sakınca yok, kesinlikle iyileşmeyi hızlandıracaklardır" diyor. (Gerçi vahşi kediler ile uyumak zor olabilir.:))
İlginç bir başka bağlantıyı ise geçenlerde gittiğim akupunktur seansında yasadım.
Bir suredir bel kemiğimde rahatsızlığım vardı ve akupunkturun iyi gelebileceğini duşundum.
Çinli doktorum****, elektro -akupunktur yöntemini uygulayarak, Çin yapımı bir aleti bir saat belimin üzerinde çalıştırdı. Elektro-akupunktur geleneksel akupunktur gibi ama iğnesiz bir yöntem, belirli meridyenlere uygulanan elektrik akımlarının titreşimleriyle yapılan bir tedavi sekli denebilir. Sonuç gerçekten rahatlatıcı ve etkileyici, büyük ölçüde ağrılarım, sızılarım azaldı.
Bunun üzerine merak edip biraz araştırınca, elektro-akupunktur tedavi yönteminde kullanılan frekansların da 5-100Hz arasında olduğunu öğrendim. Anlaşılan göre bu yöntemler epeydir deneniyor. Gerçektende Ukraynalı ve Rus araştırmacılar belli frekanslarla çalışan "titreşimsel uyarıcıların" yararlarını uzun yıllar önce keşfetmişlerdi.
Demir kapılar açılıp bu bilgiler batıya ulaştığında ise spor salonlarında fiziksel terapide kullanılmaya başlandı. Yani frekansların stimulasyonu ile uzun zamandır uğraşılıyor ama kedilerin bu frekanslarla kendilerini iyileştirmeleri, bize çok yakın olan bu canlıların sırlarının çözülmesi gerçekten önemli ve heyecan verici.
Kedigillere ait başka ilginç araştırmalar tip dünyasından da geliyor. Bu araştırmalarda iddia edilen hipotezlere göre; kedilerle yasayan (sağlıklı) çocuklarda, bağışıklık sisteminin güçlendiği gözlemlenmiş ve yine kedilerle yasayan (sağlıklı) çocuklar, alerjilerden ve asthmadan korunabiliyormuş.
Kedileri Afrika’da evcilleştirdiğimizden beri yaklaşık 4 bin yıl geçti. Eski Mısırlılar tarafından tanrısallaştırılan ve ay ile sembolleştirilen kedinin, "dokuz canlı" olusunun sırrını en sonunda çözebildik. Kedinin dokuz canlı olusunun sırrı mırlamasında yatıyormuş.
 
* (National Geographic January, 2001 p. 11).
** The Journal of the American Veterinary Medicine Association for example (J Am Vet Med Assoc 99; 214(9): 1336-41),
*** Dr Elizabeth Von Muggenthaler, Scientists at the Fauna Communication Research Institute in North Carolina
**** (Chen et al, ‘The Effects of Frequency of Mechanical Vibration on Experimental Fracture Healing’. Chinese Journal of Surgery, 32 (4), 217-219, 1994).
 

Ayca Ozcan Erkan

Location
Interests
sadece bir ben işte...
There are no music lists on this space.